
İnsanlar genellikle Misak-ı Millî deyince bu haritanın kendisini sanıyorlar; hayır. Millî varlığın hem ilân edilmesi hem de kabulü için her şeyin göze alındığının bildirilmesidir. Onun için de Anıtkabir'de bir Misak-ı Millî Kulesi var, mecburen. Onlar da inkâr edemiyorlar. Halbuki I. Dünya Savaşı'nın sonunda Misak-ı Millî'den en çok tâviz verebilecek kadroya ülkenin idaresi teslim edildi. Normal olarak: "Türkiye burası değildir. Türkiye Batum, Selanik, Halep, Musul; buraların dâhil olduğu yerdir" diye bir tezi savunan siyasî bir kadro çıkmadı ortaya. Bu tabii hepimizi şaşırtıyor. Niye bunu yapmadılar diye. Yapmadılar, yapamadılar. Yapmalarına imkân yoktu… Ama en önemlisi bu toprakların kendi topraklarımız olarak tanınmasının gölgesinde, onun yedeğinde, onun dayatması altında bir vatan sahibi olabiliriz. Yani insanlar Misak-ı Millî'yi gözardı edip Türk toprağı hakkında konuşamazlar. Konuştukları takdirde Misak-ı Millî'nin belki yüzde birine râzı olacaklar demektir. Çünkü bunun hazırlıkları da bugün yapılıyor. Kafanızda Mîsâk-ı Milli sınırları olmadan vatanperver olamazsınız. Yani vatanımız bu topraklar değilse hiçbir yer değildir. Çünkü biz yemin ettik millet olarak: Mîsâk-ı millî, milli yemin. Yemin ettik biz bu toprakların altında, bu topraklara ulaşmayan bir vatana vatanımız demeyeceğiz diye yemin ettik. O yemini duymamış dünya kadar insan vardır. Onlardan birisi de benim… Yani yarım yamalak bir Türk milleti olmayacak, Türk milleti ya olacak veya olmayacak.
İsmet ÖZEL
—
MamboLover
2 comments
rende binası yeni alımlara başladı mı?
Solculuktan devlet kademelerinde görev aldıkça islamcılığa kayan bi romantik hamasetçi görüyorum. Hoş, ikisini de becerememiş ikisinin de garip bir senteziyle fikir hayatını gudubetleştirmiş. Bu sözleri gençliği ve fikir hayatının oluştuğu atmosfer dikkate alınınca anlaşılabilir ancak günümüzde ciddiye alınacak içeriğe sahip değil. Dünyanın paradigması çok değişti.